DIŞAVURUMCU FİGÜRATİF RESİMDE BİÇİM BOZMACI TAVIR

disavurumcu-figuratif-resimde-bicim-bozmacıI-tavir
0 123

DIŞAVURUMCU FİGÜRATİF RESİMDE BİÇİM BOZMACI TAVIR

DIŞAVURUMCU FİGÜRATİF RESİMDE BİÇİM BOZMACI TAVIR

Doğanın natüralist bir biçimde yansıtılmasına karşı çıkan sanatçılar eserlerinde biçim bozmacı tavra yönelmişlerdir. Bu yönelimin başlangıcı bizi tarih sayfalarında romantik dönem’e götürse de asıl kabul görme süreci dışavurum ile başlar. Dışavurumcuların amacı Herwarth Walden’in dediği gibi “dışarının izlenimi yerine, içerinin dışavurumudur.”

Dışavurumu ve biçim bozmacı tavrı anlamak için sanatçıların içsel duygu durumunun yanı sıra, dönemin toplumsal ve siyasi koşullarını da okumamız gerekir. Sömürgeciliğin zirve yaptığı dönemlerde Avrupa’da toplum, primitif  olarak nitelendirdiği; Okyanusya, İberya, Afrika gibi ülkelerden getirilen eşya, obje ve masklara büyük bir ilgi duymaktaydı. “Batı’nın modern sanatçıları, primitif olarak adlandırılan bu tür esin kaynaklarında zengin bir biçimsel ifadenin yanı sıra kendilerinin de peşinde olduğu saf ve dolaysız bir yaratma dürtüsü bulmuşlardı”

Dışavurumsal ve biçim bozmacı tavır ile dikkat çeken ilk grup Henri Matisse, Maurice de Vlaminck ve Andre Derain’dır. Grubun 1905 yılında açtıkları sergilerindeki eserler, kullanılan renklerin zıtlığı, formun çarpıtılması, akademik desenden uzaklaşılması gibi nedenlerden ötürü büyük tepki görmüştür. Sanatçıların eserleri primitif özellikler taşıdığından ötürü vahşi olarak nitelendirilmiş ve gruba “Fov”lar adı verilmiştir.

henri-matisseResim 1 Henri Matisse d.31 Aralık 1869-ö.3 Kasım 1954

Resim sanatının mağara resimleriyle ortaya çıktığını varsayan batı için Fovlar’a yapılan eleştiriler son derece acımasız ve yersizdir. Sanat yapıtını yaratıcı yapan, gerçeği olduğu gibi resmetmekten ziyade özgünlüğün ön plana çıkmasıdır. Dolayısıyla yapıt her gözün gördüğü biçimde değil, sanatçının gördüğü biçimde bize aktarılmalıdır. İşte bu düşünceyle yola çıkan ve 20.yüzyılda tarihe adlarını ilk manifestolu akım olarak yazdıran dışavurumcu bir diğer grup ise “Die Brücke’’ dır. Ernst Ludwig Kirchner, Karl Schmidt-Rotluff, Fritz Bleyl ve Erich Heckel’in kurduğu bu gruba daha sonra Otto Müller, Emil Nolde ve Max Pechstein de katılmıştır. Fovistleri yakından tanıyan bu grup tıpkı onlar gibi rengi anti-natüralist bir biçimde kullanmış ve figürde biçim bozmacı tavra yönelmişlerdir. DIŞAVURUMCU FİGÜRATİF RESİMDE BİÇİM BOZMACI TAVIR

“Die Brücke” yalnız primitif sanat objelerinden yararlanmakla kalmamış aynı zamanda primitif toplumların ritüel ve yaşam biçimleriyle de yakından ilgilenmişlerdir. Ahşap heykelcik ve masklardan etkilenen grupta özellikle Kirchner’in yapmış olduğu ahşap heykeller önemlidir.

kateResim 2 Ernst Ludwig Kirchner, Katze,1920,Ahşap,37cm,Özel Koleksiyon, İsviçre

Die Brücke’nin sanata getirdiği bu felsefik düşünce, Alman dışavurumcu bir başka grup olan “Der Blau Reiter” grubunu da etkilemiştir. Vassily Kandinsky, August Macke ve Franz Mark’ın öncülüğünde kurulan bu grup Die Brücke’den farklı olarak figürde ve biçimde soyut sanata daha da yaklaşmışlardır.

agust-mackeResim 3 August Macke, Lady in Green Jacket,1913,Ludwig Müzesi, Almanya

Tıpkı o dönemde yaşayan pek çok düşünür ve eleştirmenin eserlerdeki biçim bozmacı tavrı gördüklerinde hayrete düştükleri gibi Hitler de Dışavurum karşısında şoka uğramıştır. Hitler’in Dışavurum karşısındaki bu tutumu en az ikinci dünya savaşı kaybı kadar büyük bir kayıptır. Çünkü bana göre bu eserler gerek teknik, gerek konu olarak tamda Hitler’in istediği gibi, tarihe adını altın harflerle Alman Dışavurumu olarak yazdırmışlardır.1937 yılında Almanya’da Hitler’in iktidarı sırasında açılan ünlü Dejenere Sanat sergisinde Die Brücke ve Der Blau Reiter grubundan pek çok sanatçının eserleri sergilenmiştir. Hitler bu sergiyle ilgili olarak “Bu çürümeyi durdurmak için elimizden geleni yapacağız!” şeklinde bir açıklama yapmıştır. Çünkü kusursuz Alman ırkını yaratmak isteyen Hitler için Alman sanatı da kusursuz olmalıdır.

Dışavurum denildiği zaman elbette ki akıllara sadece Alman sanatçılar gelmemelidir. Edvard Munch, Marc Chagall, Paul Klee gibi dışavurumcu sanatçıların da biçime ve figüre yaklaşımları oldukça önemlidir. Ancak Alman dışavurumundaki hamlık diğer dışavurumcu sanatçıların eserlerinde o kadar yoğun değildir. Bunun sebebi dünyayı derinden etkileyen iki büyük savaşa da tanıklık etmeleri ve karşılaştıkları baskılar olabilir.

Sanat tarihi boyunca her zaman yoğun eleştirilere maruz kalan bu isimler, aslında dışavurumla birlikte biçimleri çarpıtarak sanata bambaşka bir bakış açısı ve öznellik kazandırmışlardır. Her insanın içinde bulunan ama hiçbir insanın kabul etmediği katılığı ve kötülüğü kucaklayıp, figürlerinde kullandıkları renklerle ve sert kontur çizgileriyle dışa vurmuşlardır. Sanatın nasıl bir süreçle ortaya çıktığını sorgulayarak; primitif toplumlar, hatta tarih öncesi çağlardan beri insanın içinden ham olarak gelen bir duygu olduğunu ve ham olarak dışarıya aktarılması gerektiğini oldukça başarılı örneklerle bizlere göstermişlerdir.

Hande ŞİMŞEK

DIŞAVURUMCU FİGÜRATİF RESİMDE BİÇİM BOZMACI TAVIR

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.