Aziz Nesin – Rıfat Bey Neden Kaşınıyor Pdf İndir

0 59

Aziz Nesin – Rıfat Bey Neden Kaşınıyor Pdf İndir

Polonya’daki bir dostum, geçenlerde aldığım mektubunda şöyle diyor: «Türkiye’de mizahçılıktan kolay ne var… Sabahtan akşama kadar alay edilecek yığınla konunun içindesin. Seç seç, beğendiğini yaz! Bütün politikacılar, yönetmenler, hattâ herkes senin için çalışıyor. Olayları hiç değiştirmeden, olduğu gibi yazsan yine mizah olur.» Çok sevdiğim bir dostumdan aldığım bu mektup beni öyle üzdü ki… insanoğlu, uğraşının zorluğundan yakınmayı pek sever. Herkes birbirine «İşim ne zor, ne zor, bilemezsiniz…» deyip durur.

Elini sıcak sudan soğuk suya sokmadan yaşayan, bir elleri yağda, bir elleri balda olan rantiyeler, mirasyediler bile böyledir. Elbet ben de yaptığım işin zorluğuyla övünüp avunanlardan biriyim, işte bu yüzden dostumun yazdıklarına alındım. Bu üzüntüm, gerçekle yüz yüze gelmemdendi. Doğrusu da bu: Bütün kişiler, bütün olaylar Türkiye’de mizahçılara yardımcı… Hiçbir mizahçı, bizim şu belli ve ünlü politi- kacılarımızın ciddî ciddî söyledikleri söylevler kadar kuvvetli mizah yazamaz. Okurlar, ciddî gazetelerimizdeki yazılara katıla katıla gülmüyorlarsa, bu yazıların ciddî gazetelerde çıktığına inandırılmış olmalarındandır. Dostumdan gelen bu mektup yüzünden mizahçılık iyice gözümden düştü; sanki bir iş mi yapıyordum.

Aziz Nesin – Rıfat Bey Neden Kaşınıyor Pdf İndir

Bu mektubu aldığımın ertesi günü Avusturya’da basılmış bir kitabım geldi. Sevinçle kitabı karıştırmaya başladım. Almanca konuşulan bölgelerin okurlarına beni tanıtan yazıda, benim mizahımın, ünlü mizahçı Roda Roda’nın mizahına benzediği yazılıydı. Ünlü mizahçı Roda Roda!.. Mizahımın benzediği Roda Roda’yı tanımadığım için utandım. Başkalarına sordum, tanıyan yok… Oysa Roda Roda’yı bütün Avrupa tanırmış, yazıları her dile çevrilmiş. Roda Roda’nın kitaplarını getirttim. Gerçekten Roda Roda’yla aramızda büyük benzerlik olduğunu gördüm. Hattâ aynı konuları yazdığımız bile olmuş. Ne var ki, Roda Roda’nın Birinci Dünya Savaşı’ndan önce yazmış olduğu bir olayı, ben İkinci Dünya Savaşı’ndan onyedi yıl sonra bile bi-türlü yazamamışım.

İkinci Dünya Savaşı’nın son yıllarında tanık olduğum bu olayı yirmi yıldan beri yazmak isterim de, türlü korkular, kaygılar yüzünden bitürlü yazamazdım. Bir de baktım ki, Avusturya – Macaristan İmparatorluğu ordusunda geçmiş olan buna benzer olayı Roda Roda rahatlıkla, şakır şakır yazmış, yazabilmiş. Türkiye’de mizahçılığın kolay olduğunu sananlar, mizahın nelerle, nasıl kısıtlanmış olduğunu da hesaplıyorlar mı? Zübük’lerden biri çıkar bir nutuk atar,herkes bunu ciddî ciddî dinler, alkışlar. Bir mizahçı, virgülünü bile değiştirmeden bu nutku yazsa başı derde girer. Roda Roda’nın elli yıl önce yazmış olduğu hikâyeden bayağı cesaretlendim, yıllardır yazamadığım o hikâyeyi artık yazayım, dedim.

Aziz Nesin – Rıfat Bey Neden Kaşınıyor Pdf İndir

Generalin teftişe geleceği haberi duyulunca kışlanın pencere camları bile zangır zangır titremeye başlamıştı. Tümenin bağımsız Muhabere Bölüğü bir haftadır teftişe hazırlanmaktaydı. Her subayın Zat İşlerindeki sicilinden başka, bir de kışlada, askerler arasında bir sicili vardır. Bu generalin kışladaki sicili şöyleydi: «Küçük rütbeliyken savaşlara girmiş, kahramanlıklar, başarılar göstermiş, üç yara almış. Çok bilgili ama çok sert. Erlere çok, ama çok yumuşak, nâzik davranır; subaylara da böyle olduğu söylenemez. Eğitim psikolojisine, erlerin psikolojisine çok meraklıdır. Bu konuda, çok zengin denemelerinden yararlanarak iki de kitap yazmıştır. Bir de kızdığı, bağırdığı hiç duyulmamıştır. Erlere «Oğlum, yavrum, çocuğum, yiğitim, aslanım» diye seslenir.

Çok disiplin seven general, subaylarla çok resmî ve ciddî konuşur. Çok iyi yüreklidir.» Teftiş günü sabah erkenden muhabere bölüğü talim alanına gelmişti. Erlerin teçhizatında en küçük bir eksik yoktu, tüfekleri pırıl pırıldı. Hepsi tertemizdi. Teftiş düzenindeki bölüğün önündeki masalarda, sahra telefonu, santral, kablo, makara, pil, pırıldak, flâma, maniple gibi muhabere gereçleri duruyordu. Gözlerinden kaçmış hiçbir eksik kalmaması için subaylar bölüğü tekrar tekrar inceliyorlardı. iki otomobil geldi, bölüğün önünde durdu. General ve subaylar indi otomobillerden. Generalin «Merhaba!» sına ve «Nasılsınız?» sorusuna erler iki kere «Sağol!» diye cevap verdiler. Çelik gibi bölük, çakı gibi erler… Sol yanağında derin bir yara izi bulunan, pancar yüzlü, keskin bakışlı, sert görünüşlü generalin her sorduğuna erler doğru ve tıkır tıkır cevaplar veriyordu. Hiçbir duygusunu dışa vurmayan generalin cevaplardan çok memnun kaldığı bakışlarından belliydi; ama asıl memnun olanlar bölük subaylarıydı. Subayların generalden özenerek sertleştirmeye çalıştıkları yüz çizgileri yuvarlaklaşmış, keskin bakışları yumuşamıştı. General, nerdeyse «Bölüğünüzü iyi yetiştirmişsiniz, teşekkür ederim» diyecekti ki, gözü arka sırada gizlenmiş gibi duran kara-kuru, çopur, çelimsiz bir ere takıldı. Bu cılız er, çantasının altında ve elbisesinin içinde kaybolmuş gibiydi; hâki şapkasıyla ceketi arasında bir çocuk avucu küçüklüğündeki kara suratı görünüyordu.  

 

Sitemiz hiç bir şekilde maddi bir beklenti içinde olmayıp tüm paylaşılan bilgiler ücretsizdir. Destek Olmak isterseniz reklamlara tıklayabilirsiniz…

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı FACEBOOK-PAYLASIM-GRUBU.png

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.