Lewis Carroll – Alice Harikalar Ülkesinde Pdf İndir

0 63

Lewis Carroll – Alice Harikalar Ülkesinde Pdf İndir

Ablasının yanında sırada otura otura artık
Alice’in canı sıkılmaya başlamıştı, yapacak bir
şey bulamıyordu. Bir iki kez ablasının okuduğu
kitaba göz attı, ama onda da ne resim vardı, ne
konuşma. Alice kendi kendine, ”Resimsiz,
konuşmasız kitap da ne işe yarar ki?” diye şaştı.
Bunun üzerine düşünmeye başladı (pek de
düşünemiyordu ya, hava çok sıcaktı, onun da
uykusu gelmiş, serseme dönmüştü), acaba
papatyalardan bir çelenk örmek, papatya
toplamak yorulduğuna değer mi diye aklından
geçiriyordu. Tam o sırada birden pembe gözlü
bir Beyaz Tavşan koşarak yanından geçti.

Bunda öyle şaşılacak bir şey yoktu, Alice
Tavşan’ın ”Ay! ay! Geç kalacağım!” diye söylendiğini duyduğu zaman da pek öyle
şaşırmadı. Sonra düşününce ”Buna şaşmalıydım”
dedi, fakat o sırada doğal karşılamıştı. Ama
Tavşan yeleğinin cebinden bir saat çıkarıp
bakarak ivedi ivedi gitmeye başlayınca Alice
fırlayıp ayağa kalktı: Çünkü birdenbire ayrımına
varmıştı: O zamana kadar ne yelekli bir tavşan
görmüştü, ne de yelek cebinden saat çıkaran
tavşan! Merakından tarlada Tavşan’ın arkasından
koşmaya başladı, neyse tam zamanında yetişti
de onun bir çit altındaki koca bir tavşan deliğine
girdiğini gördü. Alice kendini deliğe attı:
Buradan bir daha nasıl çıkabileceğini düşünmek
usuna bile gelmemişti.

Tavşan deliği önce bir
tünel gibi düz gidiyor, sonra birdenbire
dikleşiyordu. Alice bir an bile düşünmeye vakit
bulamadan kendini düşüyor buldu. Ya kuyu çok
derindi, yahut Alice çok yavaş yuvarlanıyordu:
Çünkü düşerken çevresine bakınacak,
arkasından neler gelecek bakalım, diye
düşünecek vakit buldu. Alice önce nereye
gittiğini görmek için aşağı bakmaya çalıştı ama
çevre o kadar karanlıktı ki hiçbir şey seçemedi:
Sonra kuyunun yanlarına bakmaya başladı, duvarların kitap rafları ve dolaplarla kaplanmış
olduğunu gördü. Şurada burada da tahta çivilere
asılmış haritalar, resimler vardı.

Lewis Carroll – Alice Harikalar Ülkesinde Pdf İndir

Raflardan birinin
önünden geçerken bir kavanoz aldı: Kavanozun
üstüne ”Portakal Reçeli” yazılı bir etiket
yapıştırılmıştı, ama kavanozun içi boş çıkınca
Alice’in çok canı sıkıldı. Kavanozu aşağı
atacaktı, sonra birinin kafasına gelip öldürüverir
diye korktu, ne yapıp yapıp düşerken önünden
geçtiği raflardan birine koyuverdi.

Kendi kendine ”Eh” diye düşündü, ”böyle bir
düşüşten sonra bir daha merdivenlerden aşağı
yuvarlansam da aldırmam! Evde herkes de bana:
Aman ne gözüpek! der. A, evin tepesinden bile
düşsem aldırmam!” (Belki de doğruydu bu.)

Düş babam düş. Bu düşmenin bir sonu
gelmeyecek miydi acaba? ”Şimdiye kadar kaç
mil düşmüş olabilirim?” diye söylendi,
”dünyanın ortasına yaklaşıyor olmalıyım. Dur
bakayım, galiba dört bin mil eder…” (Çünkü,
sizin anlayacağınız, Alice sınıfta bu türden
birçok şey öğrenmişti: Bilgisini göstermek için
bu fırsat pek de iyi bir fırsat sayılmazdı, çünkü
bir dinleyen yoktu; ama yine de yinelemesi yararsız değildi.) ”Evet, uzaklık bu kadar
olacak… Ama acaba hangi enlem, hangi boylam
derecesine geldim?” (Alice’in ne enlem, ne de
boylam konusunda bilgisi vardı, ama bu
sözcükler kulağa hoş geliyordu, gösterişliydi.)
Biraz sonra yine kendi kendine konuşmaya
başladı.

”Acaba dünyanın bir yanından öbür yanına
kadar düşecek miyim? Kendimi baş aşağı
yürüyen insanlar arasında buluvermek çok hoş
olacak doğrusu! Antrepoydu galiba!” (Bu kez
onu dinleyen bulunmadığına sevindi, çünkü
sözcük kendisine bile doğru görünmemişti.)
”Ama doğal olarak, onlara ülkenin adını sormak
gerekecek. Kuzum efendim, burası Yeni
Zelanda mı, yoksa Avustralya mı?”. Bu sözleri
söylerken selam da vermeye kalkıştı, havada
yuvarlanırken üstelik bir de selam vermek!
(Düşünün bir kez, siz olsaydınız bu işi
becerebilir miydiniz?) ”Kimbilir beni ne bilgisiz
bir kız sanırlar! Hayır, hayır sormak olmaz:
Belki bir yerde yazılı görür de okurum.”

Lewis Carroll – Alice Harikalar Ülkesinde Pdf İndir

Düş babam düş. Yapacak başka bir iş
bulamadığından Alice yine konuşmaya başladı ”Ah! Dinah bu gece beni çok arar.” (Dinah,
kedisinin adıydı) ”Umarım, çay vakti bir tabak
sütünü vermeyi unutmazlar. Dinahcığım keşke
burada benimle birlikte olsaydın! Havada ne
yazık ki fare mare yok, ama, istersen yarasa
tutabilirdin. O da fareye pek benziyor zaten.
Ama kediler yarasa yer mi acaba?” (Sözün
burasında Alice uyuklamaya başlamıştı, ama
gene de kendi kendine, düşte gibi söylenip
duruyordu.)

”Kediler yarasa yer mi? Kediler
yarasa yer mi?” Ara sıra da ”Yarasa kedi yer
mi?” diyordu. Hoş, zaten ikisine de yanıt
veremedikten sonra, hangi biçimde sorarsa
sorsun, ne zararı vardı? Uyuklamaya başladığını
duyumsadı, hatta düş de görüyordu, düşünde
Dinah ile el ele yürüyor, ona ciddi ciddi, ”Dinah,
şunun doğrusunu söyle: Sen hiç yarasa yedin
mi?” diye soruyordu. Ansızın bir gürültü oldu:
Güm! Pat! Alice bir kuru yaprak yığınının
üzerinde oturup duruyordu, o uzun düşüş artık
bitmişti.

Alice’in bir yeri acımamıştı, hemen ayağa
fırladı, başını kaldırıp baktı, yukarısı
kapkaranlıktı; önünde uzanan başka bir koridorda hâlâ ivedi ivedi koşan Beyaz Tavşan’ı
gördü. Yitirecek vakti yoktu. Alice rüzgâr gibi
Tavşan’ın peşinden koştu, bir köşeyi dönerken
onun ”Vay kulaklarım, vay bıyıklarım, ne kadar
da geç oldu!” diye söylendiğini işitti. Alice
Tavşan’a iyice yaklaşmıştı ama köşeyi dönünce
onu bir yerlerde göremedi, şimdi tavana asılı bir
sıra lambayla aydınlanan uzun, basık bir
salondaydı.

Salonun dört bir yanında kapılar vardı, ama
hepsi de kilitliydi, Alice her kapıyı açmaya
uğraşarak iki yanı dolaştıktan sonra, buradan
nasıl çıkacağım diye derin derin düşünerek
salonun ortasına doğru yürüdü.

 

Sitemiz hiç bir şekilde maddi bir beklenti içinde olmayıp tüm paylaşılan bilgiler ücretsizdir. Destek Olmak isterseniz reklamlara tıklayabilirsiniz…

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı FACEBOOK-PAYLASIM-GRUBU.png

 

Aşağıdaki bağlantıdan pdf kitabı indirebilirsiniz

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.