Lord Kinross – ATATÜRK-Bir Milletin Yeniden Doğuşu Pdf İndir

0 67

Lord Kinross – ATATÜRK-Bir Milletin Yeniden Doğuşu Pdf İndir

Sarp dağları, sel gibi akan ırmaklarıyla
Makedonya, Osmanlı İmparatorluğu içindeki
çeşitli milletlerin bir yandan rastlaşıp karıştıkları,
bir yandan da kendilerine özgü farklı
yaşayışlarını sürdürdükleri bir yerdi. Buraya,
Türklerin, beş yüz yıldan beri Doğulu ve Batılı
birçok farklı ırkı bir arada tutmak için
uyguladıkları gevşek fakat etkili organizmanın
küçük bir örneği denebilirdi. Makedonya,
Osmanlıların “Rumeli” diye adlandırdıkları,
Bizanslı Rumlarınsa eskiden “Romalıların
diyarı” dedikleri Avrupa Türkiyesi’nin tam
ortasındaydı.

Makedonyalılar, Müslüman,
Hıristiyan ya da Musevi; Türk, Yunan, Slav,
Ulah ya da Arnavut, hepsi ülkelerinin toprak
yapısının ve en soğuktan en sıcağa kadar
değişen ikliminin gerektirdiği disiplinle sertleşmiş, sağlam, dayanıklı insanlardı. Batı
uygarlığı bunların üzerinde içten ve dıştan
yumuşatıcı bir etki yapabilmiş; ama,
Makedonyalılar yine, bu birbirine karşıt
unsurlardan dolayı, kişisel özgürlüklerine
sımsıkı bağlı kalmışlardı.

Mustafa Kemal bir Makedonyalıydı. Doğum
yeri, vilayetin denize açıldığı kozmopolit bir
liman olan Selanik, doğum tarihi ise 1881’di.
Hıristiyanların Müslümanlara ve Yunanlılara,
Slavların Türklere ve birbirlerine karşı
ayaklandıkları, Rumeli’nin tümünü oluşturan
çeşitli unsurların birbirinden kopup dağıldıkları
bir tedirginlik çağı… Milli duyguları kabarmış
olan bu topluluklar, imparatorluktan silkinip
kurtulmaya ve ülkeyi Yunanistan, Bulgaristan ve
Sırbistan yararına kesip biçmeye çalışıyorlardı.
Yayılma isteği peşinde koşan büyük devletler,

birbirlerine rakip Rusya ve Avusturya-
Macaristan imparatorlukları, bitişik sınırları

arkasında entrikalar çeviriyor, uydularını
ayaklandırıyor, vakti gelince harekete geçip
bölgeyi istila için hazırlık yapıyorlardı.

Lord Kinross – ATATÜRK-Bir Milletin Yeniden Doğuşu Pdf İndir

İngiltere toprak kazanmak için değilse bile, daha
doğudaki sömürgeleriyle olan ulaşım yollarını
koruyabilmek için bir kuvvet dengesi kurmak
çabasındaydı. Böylece Mustafa’nın doğduğu
sıralarda, bir zamanlar Batı nasıl Doğu’nun
önünde dize gelmişse, Doğu da Batı’nın önünde
dize geliyor ve Osmanlı İmparatorluğu, gerileyiş
ve çöküşüne doğru hızla kayıyordu.

O zamana kadar imparatorluğun karşılaştığı
baskı kendi sınırlarının içinden gelmişti. Ama
Mustafa’nın doğuşundan dört yıl önce, 1877’de
bu baskı dışarıdan kendini gösterdi. Akdeniz’e
doğru yayılmak konusundaki Panslavist
rüyalarının peşinde koşan Ruslar, sınırı aşarak
İstanbul’un dış mahallelerine kadar ilerlediler.
Burada onları ancak İngiliz donanması
durdurabilmişti.

Büyük devletlerin işe karışması
sonucu Ayastefanos’ta bir antlaşma imzalandı.
Bu, aslında en başta Bulgaristan’ın yararına
olarak, Türkiye’nin Avrupa’daki topraklarının
parçalara bölünmesi demekti. Ama, bu da,
Düveli Muazzama’nın işine gelmedi. İngiltere ile Avusturya, Rusya’nın Avrupa’ya bu kadar
yayılmasından telaşa düştüler. 1878’deki Berlin
Kongresi’nde, en çok Disraeli’nin etkisi ile karar
değiştirildi ve buna karşılık Rusya’ya Doğu’da
birtakım haklar tanındı. Böylece Rumeli, yeni bir
yaşama hakkı kazanıyordu, ancak temeli çürük
bir hak. Çünkü yanı başında komşu olarak daha
küçük, ama daha şamatacı bir Bulgaristan ve
henüz Osmanlı İmparatorluğu içinde olmasına
rağmen her an patlamaya hazır bir Makedonya
vardı.

Lord Kinross – ATATÜRK-Bir Milletin Yeniden Doğuşu Pdf İndir

́Mustafa, böylece içeride kargaşalıklar ve
dışarıda yabancı tehditler ile kuşatılmış tedirgin
bir dünyaya gözlerini açtı. Türk soyundan,
küçük bir orta sınıf aileden, Müslüman bir
Osmanlı olarak doğmuştu. Makedonyalıların
birçoğu gibi kanında bir parçacık Slav ya da
Arnavut karışımı olup olmadığı hiçbir kanıta
dayanmayan bir varsayımdan öteye geçemez.
Ama, büyüdükçe ten rengi ve görünüşü
bakımından başkalarına pek benzemediği de
aşikârdı.

Zaten bu kadar karışık bir ortamda
doğan bir çocuğun, ana babasından daha geride hangi ırklarla ilişkisi olduğunu araştırmak
boşunadır.
Mustafa’nın babası Ali Rıza Efendi, anası da
Zübeyde Hanım’dı. Zübeyde Hanım, Bulgar
sınırının ötesindeki Slavlar kadar sarışındı;
düzgün, beyaz bir teni, derin ama berrak, açık
mavi gözleri vardı. Ailesi Selanik’in batısında,
Arnavutluk’a doğru, sert ve çıplak dağların
geniş, donuk sulara gömüldüğü göller
bölgesinden geliyordu.

Burası, Türklerin
Makedonya’yı ve Tesalya’yı almalarından sonra
Anadolu’nun göbeğinden gelen köylülerin
yerleştikleri yerdi. Bu yüzden Zübeyde Hanım,
damarlarında ilk göçebe Türk kabilelerinin
torunları olan ve hâlâ Toros Dağları’nda özgür
yaşamlarını sürdüren sarışın Yörüklerin kanını
taşıdığını düşünmekten hoşlanırdı. Mustafa da
annesine çekmişti; saçları onun gibi sarı, gözleri
onun gibi maviydi. Annesinin, üzerindeki etkisi
büyük oldu.

 

Sitemiz hiç bir şekilde maddi bir beklenti içinde olmayıp tüm paylaşılan bilgiler ücretsizdir. Destek Olmak isterseniz reklamlara tıklayabilirsiniz…

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı FACEBOOK-PAYLASIM-GRUBU.png

Aşağıdaki bağlantıdan pdf kitabı indirebilirsiniz

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.