Sandy Tolan – Limon Ağacı Pdf İndir

0 8

Sandy Tolan – Limon Ağacı Pdf İndir

Genç Arap, Batı Kudüs otobüs terminalinin tuvaletinde

aynaya doğru yaklaştı. Beşir Hairi bir dizi porselen lavabonun önünde yalnız başına duruyordu, eğildi ve kendisine dikkatle baktı. Saçlarını ve kravatını düzeltti, tıraşlı yüzünü

çimdikledi. Bütün bunların gerçek olduğundan emin olmak
istiyordu.

Aşağı yukarı yirmi yıldır, neredeyse altı yaşından beri, bu
seyahat için hazırlanıyordu. Bu, hem kendi ailesinin ve hem de

tanıdığı hemen hemen her akrabasının nefesi, parası, ekmeğiydi. Herkesin her· zaman konuştuğu bir şefdi: Geri dönüş.

Sürgünde hayal etmeye değecek çok az şey vardı.

Beşir aynadaki aksine baktı. Bu yolculuğa hazır mısın? diye
kendine sordu. Buna layık mısın? Çoğunlukla duyduğu ama

genelde hatırlayamadığı bu yere dönmesi onun kaderi gibi gözüküyordu. Sanki gizli bir büyü onu buralara çekiyordu. Sanki

uzun zaman önce kaybettiği bir sevgiliyle karşılaşmaya hazırlanıyordu. İyi görünmek istiyordu.

Kuzeni Yaser, ‘Beşir’ diye bağırarak, otobüs terminalinin
erkekler tuvaletindeki genç adamı şimdiki zamana döndürdü.
“Yallah! Haydi! Otobüs kalkıyor!”

.

İki adam, kuzenleri Gıya’nın sabırsızlıkla beklediği, Batı
Kudüs terminalinin geniş bekleme salonuna doğru yürüdü.

1967’nin Temmuz ayının sıcak bir gününde öğleye doğruydu. Yabancılar Beşir, Yaser ve Gıya’nın etraflarından telaşla

geçiyordu: Beyaz bluzları ve koyu renk uzun etekleri ile İsrailli kadınlar; geniş kenarlı, siyah şapkalı ve beyaz sakallı erkekler; yandan bukleli çocuklar vardı. Kuzenler otobüslerine

doğru koşturdu. Mülteci olarak yaşadıkları, kuzeye yarım saat
uzaklıktaki Filistin’in bir tepe şehri olan Ramallah’tan bu sabah
gelmişlerdi. Otobüse binmeden önce İsrail denilen bu yabancı

dünyada yollarını nasıl bulacaklarını arkadaşlarına sormuşlardı: Hangi otobüse binmeliydiler? Bilet ne kadardı? Otobüse

bindikten sonra kağıtlarını kontrol eden olur mu? Eğer Filistinli
olduklarını öğrenirlerse onlara ne yaparlar? Beşir ve kuzenleri
sabahın geç saatlerinde Ramallah’tan ayrıldılar. Doğu Kudüse
kadar güneye doğru dolmuş ile gittiler ve yolculuklarının ilk
etabının son bulduğu Eski Şehir’in duvarlarına vardılar. Sadece
birkaç hafta önce bu duvarlar, Arapları harap eden ve Doğu
Kudüs’ün İsrailliler tarafından işgaline yol açan şiddetli bir
savaşa tanık olmuştu. Dolmuştan inen kuzenler, Eski Şehir’in
kuzey girişindeki Şam Kapısı’nda mevzilenmiş askerleri gördü.
Buradan üç adam batıya dönüp, eski duvarlardan uzaklaştı ve
görünmez bir hattan karşıya geçti.
Kuzenler, Eski Şehir’den, eski kutsal yerlerden uzaklaşarak,

batıya yürüdü ve ulusların arasındaki eski sınırdan geçti. Birkaç hafta öncesine kadar bu hat Batı Kudüs ve İsrail’i, Arapların Doğu Kudüs’ünden ve Batı Şeria’sından ayırıyordu. Ama

Arapların, Altı Gün Savaşı’nda yenilmesinden sonra, İsrail
güçleri Batı Şeria, Sina Yarımadası ve Golan Tepeleri’ni işgal
etmiş ve yeni sınırları korumak üzere. askerlerinin yerlerini

değiştirmişlerdi. Nitekim Beşir ve kuzenlerinin, iki cephe arasındaki sahipsiz arazi parçasını geçip, eski ve yeninin bir arada

bulunduğu bölgeye girmeleri çok daha kolay olmuştu. Sıcakta
birkaç mil zorlukla yürüyerek kalabalık sokaklara ulaşmışlar

ve garip derecede aşina gelen taş evleri geçmişlerdi. Sonunda
dar sokaklar yerini kalabalık, modern caddelere bırakmış ve
Batı Kudüs otobüs terminali görüş alanlarına girmişti.

Beşir ve kuzenleri terminalde telaşla ilerledi, metal parmaklıklar arkasında bilet satan acenteleri, şeker, çiklet ve tanıyamadıkları bir dilde yazılı gazeteler satan kulübenin önünden

geçti. Terminalin en sonundaki platformlarda şimdiye kadar
sadece duydukları topraklara gitmeye hazırlanan otobüsler
duruyordu: Kuzeydeki ormanlara; güneydeki çöllere; sahildeki
ovalara. Üç adam el-Ramla’ya kadar olan biletlerini ellerinde

tutuyorlardı. Onları eve götürmeye hazır, mavi ve beyaz dalgalar şeklinde boyanmış otobüslerinin durduğu on numaralı

platforma doğru telaşla ilerlediler.

Sandy Tolan – Limon Ağacı Pdf İndir

Genç kadın tek başına mutfak masasının başında oturuyordu.

Taş evin güneye bakan pencerelerinden güneş ışığı süzülüyordu. Parlak bir sabahtı. Dalia Eşkenazi, sabahın sessizliğinin sadece dumanı tüten çayını yudumlarken veya kalın Bulgar peyniri sürülmüş siyah ekmeğini yerken dişlerinden çıkan sesle

bozulduğu günleri düşünüyordu.

Son günlerde, Dalia’nın evinde ve yaşadığı şehirde,
Ramla’da, hayat normale dönmüştü. Tabii 1967 yılında İsrail’de
hayatın ne kadar normal olması beklenebilirse. Sonunda hava

saldırısı sirenleri susmuştu ve Dalia’nın anne ve babası işlerinin başına dönmüştü. Tel Aviv Üniversitesi’nin yaz tatiline girmesiyle, Dalia son birkaç ayda yaşadığı duyguları ancak şimdi

düşünme zamanı bulmuştu.

İlk olarak Altı Gün Savaşı’ndan önce büyük bir gerginlik
vardı. Kahire’den yayın yapan yabancı sesler Dalia’nın halkına
nereden geldilerse oraya gitmelerini, yoksa denize döküleceklerini söylüyordu. Bazı İsrailliler bu tehditlerin gülünç olduğunu düşünüyordu ama sessiz bir zalimliğin ortasında büyümüş

Dalia’nın, bu tehditlerin onda uyandırdığı korkunun derinliğini ifade etmesi olanaksızdı. Savaştan bir ay önce, sonlarının

geldiğini düşünüyordu. “Ülkemiz parçalanmakla kalmayacak,
aynı zamanda bizlerin de sonu geldi;’ diye düşünmüştü Dalia.
Korkunun yanı sıra Soykırımdan doğan bir kararlılık vardı:
‘Asla bir koyun gibi bir kez daha boğazlanmaya götürülemeyiz.

Savaşın ilk gecesinin geç saatlerinde, Dalia, İsrail’in düşman hava kuvvetlerini yok ettiğini öğrendi. Aslında o zaman

savaşın sonucunun belli olduğunu biliyordu. Dalia, Tanrı’nın
İsrail’in hayatta kalması için yardım elini uzattığına inanıyordu

ve kendi korku ve endişelerini, atalarının Kızıldeniz’in ayrılmasına tanık olduklarında duydukları hisleri hayal ederek karşılaştırıyordu.

Sandy Tolan – Limon Ağacı Pdf İndir

Dalia’nın anne ve babası hiçbir zaman dindar olmamıştı.

Bulgaristan’da yetişmişler ve 1940 yılında evlenmişlerdi, Nazi taraftarı hükümet yönetiminde hayatta kalmışlar ve savaştan sonra İsraile göç etmişlerdi. Dalia buraya geldiğinde on bir aylıktı.

Dalia’nın ailesi Hıristiyanlar’ın iyi niyetlerinin sonucunda
Bulgaristan’daki zalimliklerden canlarını kurtarmıştı. Ailesi
Dalia’ya sürekli bunu hatırlatıyordu. O da şimdi kendi halkının
kaderinin İsrail’in topraklarında olduğuna inanıyordu. Kısmen
bu yüzden ona söylenenlere inanmıştı: Evinde yaşamış olan ve

diğer şehirlerdeki yüzlerce taş evde yaşamış olan Araplar oradan kendileri kaçmışlardı.

Batı Kudüs’ün tepelerinden inerken şoför vites küçülttüğünde 1965 yapımı Leyland RoycJ Tiger marka otobüs önce hafif

bir gürültü ve sonra bir patlama sesi çıkarttı. Otobüsün içinde
doğdukları şehre doğru giden üç kuzen bulunuyordu. Önceden

kararlaştırdıkları gibi otobüse bindiklerinde beraber oturmamışlardı. Böylelikle seyahat süresince birbirleriyle konuşmayacaklar ve diğer yolcular onların kimlikleri ile ilgili bir şüpheye

düşmeyecekti. Ayrıca ayrı oturarak, her biri pencere kenarına

düşebilmişti ve evlerine yaptıkları bu yolculuğu tepeden tırnağa içlerinde hazmedebileceklerdi. Manzarayı içlerine çekerek

arka arkaya oturmuşlardı.

Beşir bu otobüs yolculuğunun hızlı mı yoksa yavaş mı geçmesini istediğinden emin değildi. Eğer çabuk geçerse daha erken el-Ramla’da olurdu; ama zaman daha yavaş akarsa o zaman

her kıvrımı, her sınır taşını, kendi tarihini taşıyan her parçayı
daha çok özümseyebilirdi.

 

Sitemiz hiç bir şekilde maddi bir beklenti içinde olmayıp tüm paylaşılan bilgiler ücretsizdir. Destek Olmak isterseniz reklamlara tıklayabilirsiniz…

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı FACEBOOK-PAYLASIM-GRUBU.png

Aşağıdaki bağlantıdan pdf kitabı indirebilirsiniz

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.